Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Yükseliş Koleji
arslanoğlu
Halep Tur
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

Gönül Kahvesi

BİR BİLİNMEZLİK ÜÇGENİ

Tarkan

 

BİR BİLİNMEZLİK ÜÇGENİ

"Bilmek" ya da "bilmemek"... İşte bütün mesele bu...
Bilmek, bazen bilmemektir, çoğu zaman da bilmediğini bilmektir. Her şey öncelikle kendini bilmek çabası ile başlar var olmaya.
"Bilmek" kendini keşfetmektir, sonu olmayan bir keşifte. Bilince yüklenmiş bir donanımı, kapasite ve kavrayış sınırı dâhilinde istemli ya da istemsiz bir deneyimleme ile keşfe çıkmaktır, sonsuz bir yolculukta... Hiç şüphe yok ki varlıklar, sırf kendilerinde mevcut olan sanatı bilmek ve tanımak suretiyle sanatkârın delili olurlar. Bu sanat hangi ölçüde mükemmel olarak bilinir ve tanınır ise, sanatkâr hakkında elde edilen bilgi de o ölçüde mükemmel olur. Sonra çığ gibi büyür gider bilme ve öğrenme istemeleri, sonu olmayan sonsuzluktan ibaret bir bilinmezlik üçgeninde...

"Bilen, bilmeyen, bilinmek istenen"...

"Bilmek" ile "var" olduğumuzu düşündüğümüz koskoca bir deryada, bilmemek ve bilmediğimizi bilmemek "yok" olmaktı... Şöyle bir durup düşündüğümüzde, sonu YOKtu ikisinin de. Öğrenmeye, bilmeye meylettikçe, bilgilerin yanlışlanabilir olma olasılığını ya da aslında ne çok şey bilmediğimizin farkındalığını far kederiz. Bu iki uçlu sonsuzluk ve süreklilik ancak öğrenme ile vukuu bulur. O halde, "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" dedi Rabbimiz... Zümer/9. ayetinde... "Hiç bilenle bilmeyen "BİR" olur mu?
Sürekli olarak yaratmaya muktedir Yüce Rabbimiz, her şeyi zıddıyla "var" etmiş, zıddıyla anlamlandırmış ve BİR'lik, bütünlük (küll) hâsıl olmuştur. Yalnızca TEK- BİR Yaradan’ın zıddı olmadığı babında, o halde "zıtlık, zıtlık mıdır" sorusu akıllara takılabilir... İşte "bilenin" ve de "bilmeyenin" "Bir" olamayacağını, öğrenmenin ve bilmenin gerekliliğini ve öğrendikçe, bilmediğimizi bilmenin yokluğunu, HİÇliğini yüzümüze çarpan bu ayet, öncelikle kendi kılavuzumuzu koymuştu önümüze... İnsan önce kendini okumalı, bilmeli ve öğrenmeliydi... Yoksa "Oku" der miydi ilk emrinde Yüce Rabbimiz... İnsan önce kendilik kılavuzu ile başlamalıydı bilmeye, öğrenmeye. Bilmenin, öğrenmenin sonu olmayacağı gibi, kendini bilmenin, keşfetmenin de sonu YOKtu... Bu yüzden değil miydi? "Kendini bilmenin Rabbini bilmesi"...Öyle ya! Sonsuz olanın bilgisine sınırlı bir akılla erişmeğe kalkışmak HİÇ de akıl karı olmazdı bu bağlamda. Meylettikçe öğrenmeye, bilmeye, sonsuz bilginin farkına vararak, "bilenle bilmeyenin" hiç bir zaman bir olamayacağını, bilenin ve bilinmek istenenin yalnızca kendisi olduğunu, Kur'an’dan 68'e yakın ayet bize nasıl da bildiriyor...

"Dediler ki: Yücesin sen ya Rab, bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin". (Bakara/32) 

"Allah'ın, onların sırlarını da, fısıltılarını da bildiğini ve Allah'ın bütün bilinmeyenleri bildiğini hala öğrenemediler mi?" (Tevbe/78)

"Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar". (Taha/110)

"Hayır, eğer kesin bilgi ile bilseniz, elbette cehennemi görürsünüz". (Tekasür/5)

Bu bağlamda VAR'lığın bilgisine tam manasıyla erişmek, var ettiklerini de tam anlamıyla tanımak, anlamlandırmak ve çözümlemek mümkün değildir.
Kendilik kılavuzumuzda bile terkibimizden mizacımıza ve fıtratımıza tezahür eden onca özellik ve yetenek keşfedilmeyi beklerken, yaratılmış ve yaratılmaya devam eden varlıklar üzerinde, tam anlamıyla anlama, anlamlandırma, çözümleme kısacası bütün bir öğrenme, 'bilme' gerçekleştirmek, her şeye muktedir "külli aklı" gerektirir.

Varsayalım bütün kitapları, ansiklopedileri, lügatleri bitirdik. Deneyimlediğimiz milyonlarca bilgi ile yine de tam manasıyla öğrendik diyebilir miyiz? Bir kişinin varlıklar alanında yaptığı araştırmalar, diğer bir kişiden devralınsa bile sonra gelen önce gelenden faydalansa da yine de keşfetmek tamam olmaz. 
Yahut yakalım bütün lügatleri, kitapları... astronomi, fizik, kimya, geometri, tıp, matematik gibi tecrübi ilimleri ve öğrenmeğe kabil olan her şeyi yok sayalım, yine de mümkün müdür, yıldızların sayısına ulaşmak? Ya da kendimizi öğrenmeden muaf tutmak...

Bir bilinmezlik üçgenidir "bilmek"...
"Bilmek istemek" ise bir yaradılış emaresidir...
Yaradılışın hikmetini idrak, ancak bilmekle mümkündür. Bu bilgiden daha yüce bir bilgi ne olabilir ki? Kendini bilmeye götüren ve "el Alim" olan Bilgin'in sahibine es Selam olsun!

Sevgiyle kalın...

Kapan Mobilya

Yorum Yazın

Esmergil
İstanbul Oto Gaz
Yükseliş Koleji