Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Yükseliş Koleji
Arslanoğlu
Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Mail: [email protected]

Elinin kanıyla sanat yapmak!

 

Elinin kanıyla sanat yapmak!

İlk gençliğinde elinde bağlama, semt fotoğrafçısına “star” pozları veren Selahattin Demirtaş, hapse düşünce bünyesinden “yetenek” pırtlatmaya başladı.

Dediklerine göre, ilk gençlik yıllarında kaset çıkarmak, ses sanatçısı olmak istermiş. Unkapanı’nı tavaf edip dururmuş.

Bu gerçekleşemedi.

Bağlamayla olmuyorsa, mısralarla olabilirdi. Hem, “mahpusluk” gibi, şiiri besleyen bir sanatı icra ediyordu. Neden olmasın?

Önce resim yapmıştı, biliyorsunuz.

Kabul görmedi.

Sonra şiirde karar kıldı.

Elbette olurdu ama bu da olmadı.

Selahattin Demirtaş’ın bilgisi, birikimi, kavrayışı ve şiire yüklediği anlam, ondan şair çıkmayacağının işaretleriyle doluydu. Olmazdı da...

Fakat şiirde çok iddialıydı... Bu işi yapacaktı. İsmini sıralı şairler arasına yazdıracaktı.

Bir gün bir haber düştü ajanslara: Selahattin Demirtaş’ın yazdığı ‘Bulaşıcı Cesaret’ adlı şiir yasaklanmış.

Doğru mu diye baktık.

Hayır, yalanmış.

Şiirin kendisi değil de, üzerinde Selahattin Demirtaş’ın şiirinin bulunduğu yasa dışı pankart yasaklanmış. Pankartta ne türden resimler ve sloganlar bulunduğunu tahmin edersiniz.

Demirtaş, ismini sıralı şairler arasına yazdıracağına inandığı şiirinin bir yerinde şöyle diyordu: “Gül açmasın diyecekler...”

Güle bülbüle düşkün ve kalbi insan sevgisiyle “gürp gürp” atan, kendini tutamayıp “gülüşü soldurulmuş” insanlara ağıtlar yakan Demirtaş, 52 insanımızın katledilmesiyle sonuçlanan “Kobani provokasyonu”nun başmimarıydı. Başta Yasin Börü olmak üzere, 52 insanımızın “gülüşünü soldurmuştu.” Eline kan bulaşmış bir şairdi.

Şiirin bir başka yerinde de, “suçsa, suç kardeşim” diyordu.

Böyle diyerek yırtamayacaktır elbette. Gülüşünü soldurduğu insanlardan dolayı hesap verecektir, o ayrı.

Fakat Selahattin’imiz mahpus damında “sanatında” müthiş ilerlemeler kaydetti. Şiiri bırakıp öykü ve romana geçti.

İlk öykü kitabı “Seher” 1 milyonun üzerinde sattı.

Hemen ikincisini yetiştirdi: “Devran...”

Şimdi bir roman üzerinde çalışıyormuş.

Öykücülüğünde “aşama” kaydetti mi bilmiyorum ama ilk öykü kitabı “Seher”i yayımlandığı günlerde merakla okuduğumu hatırlıyorum.

Öykü sanatı adına umut vermiyordu.

Çünkü kitaptaki öyküler fena halde “ataerkil”di ve “kadın”a feodal alışkanlıklarla bakıyordu. Daha doğrusu, “Seher”de yer alan öyküler, kadına farklı bir bakış açısı yönelttiği söylenen HDP siyasetiyle örtüşmüyordu.

İkinci öykü kitabı “Devran”a gelince...

Okumadım.

Okuyana da rastlamadım ama dediklerine göre bu kitap da yüksek bir tiraj yakalamış...

Konu şu: “Devran”daki öykülerden bir “kolaj-oyun” yapmışlar.

Daha doğrusu, “Devran”ı tiyatro eseri haline getirmişler

Oyun, geçen hafta sonunda “okuma tiyatrosu” olarak sahnelendi.

Kimler izledi, biliyor musunuz?

HDP Eşgenel Başkanı Pervin Buldan, eski eşgenel başkan Sırrı Süreyya Önder, Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğluKemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi KılıçdaroğluCHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu... (Gözler Meral Akşener’i de aradı...)

Değerli hazirun oyunu seyretti ve hiçbirinin aklına, “Bu adam elinin kanıyla bir de tiyatro mu yapıyor?” diye sormak gelmedi.

Oysa, bizatihi eli kanlı adam mahkemede şunları söylemişti: “Yasin Börü’nün katledilmesi bir barbarlıktır. Bunu yapanlar insanlıktan nasibini almamış demektir. Bunda benim de katkım varsa, aynı alçaklık bana da bulaşmış demektir.”

Yorum Yazın