Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Yükseliş Koleji
arslanoğlu
Halep Tur
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

Gönül Kahvesi

GÖÇ 

Tarkan

GÖÇ 


Birbirinden farklı tanımı ve kuramı olan "göç" olgusu, her ne sebeple olursa olsun nüfus ve coğrafya temelli, sosyal sonuçları olan bir harekettir. Gerek içerik bakımından ve gerekse yaşam şekli bakımından birbirinden farklıdırlar. Bilmemiz gereken bir diğer nokta, göçün "anlık" değil, bir "süreç" olduğudur. Bu süreç içerisinde pek çok faktör gelişip değişmekte, dolayısıyla göçün içeriği ve yapısı sürekli olarak değişime uğramakla birlikte göç alan ülke ve göçmen üzerinde büyük etkiler bırakmaktadır.


Hatırlayalım, yakın denebilecek bir tarihte, ihtiyaca binaen Almanya'ya işçi statüsünde geri dönüş tarihi belli olmayan bir gidiş hüviyeti ile giden vatandaşlarımız, göçmen vasfı taşıyarak orada kalmışlardır. Ne var ki, orada yabancı iş gücüne ihtiyaç kalmayınca da Almanya devleti, işçi alımını durdurmuştu. Hal böyle olunca Türkiye'den evlenen Almanya'daki Türk işçiler, doğal akış içerisinde Türkiye'den Almanya'ya doğru yaşanan bu göçün devamını sağlama zaruretini yaşamışlardı... Bu durum bize göç aynı olsa da, göçün yapısının ve formatının süreç içerisinde değiştiğini, göç eyleyen toplulukların asimilesine paralel olarak, göçün de kendi içinde mahiyet itibariyle farklılık arz ettiğini göstermektedir.


İnanç, din, dil, ırk, adet, gelenek ve kültürel değerlerin ayrı ya da birbirine yakın olması asimilasyona ve kültürleşmeye engel teşkil etmemektedir. Almanya'da doğup büyüyen ikinci ve üçüncü kuşak çocuklarımızın ve gençlerimizin, kendi dilleri olan Türkçeyi artık yarım bir telaffuz ile konuşuyor olmaları bu duruma basit bir örnektir. Aynı zamanda kalıcı ve uzun süreli istihdamlar da, kültürleşmenin kapsayıcı etkileri göçmen ve göç alan arasında karşılıklı asimileye neden olur. Popüler kültürün etkisi olan yapısal ve işlevsel dönüşüme ilave olarak göç yoluyla da etnik olarak farklılaşma, hareketin sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel ve psikolojik etkilerini sosyal ve hukuksal düzlemde değerlendirmeye tabii tutar. Her hangi bir göç analizinde göçün ya da göçmenlerin tarihsel arka planı, analiz nesnesi olarak dikkate alınmalıdır.


Göçler her ne sebeple olursa olsun, görüntü olarak birbirlerine benzeseler de, birbirlerinden farklıdırlar. Geçici korunma statüsü ile Suriyeli göçmenler 2011 yılının Nisan ayında T.C. yetkililerince Hatay iline yerleştirilirken, benzer sebeplerden dolayı ülkelerinden ayrılan Libya'lılar, gayri resmi yollarla İtalya'ya göç etmişlerdir. Durum analizi yaptığımızda iki göç olayının gerçekleşmesinde farklılıklar görürüz. İşte göçün bu gerçekleşme durumu bile göçmenlerin hukuksal durumunu gerçekleştirmekte ve uluslararası hukuktan doğan hakların kullanımında da bir farklılığı beraberinde getirmektedir. Şartlar düzeldiğinde ülkelerine dönmelerini zorunlu kılan ve hukuksal olarak "geçici istihdam statüsünde" olan Suriyeli göçmenlerin, T.C. vatandaşlığına alınma yollarını, ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu düşünmekteyim... Almanya'nın talebi üzerine, işçi statüsünde Almanya'ya giden ve Alman ekonomisine büyük katkılar sağlayan Türk göçmenler, Alman devleti ile arasında bir "iş hukuku" olmasına rağmen, Alman vatandaşlığı almaları hususunda sıkıntılar yaşamışlardır. Yeni bir devlete vatandaşlık, o ülkenin dilini bilmeyi, yasalarına uymayı, tarihini, kültürünü, geleneksel değerlerini bilmeyi ve özümsemeyi gerektiren başlıca prosedürlerdendir. Bu bağlamda vatandaşlığa alınmaları hususu, "geçici korunma statüsü" konumundan kaynaklı hukuksal düzlemde aykırılık gösterdiği gibi, kamusal düzeni bozucu, telafisi mümkün olmayan sosyolojik ve siyasal sorunların oluşumuna da yol açabilir... Bu açıdan baktığımızda, dünya pazarının ekonomik politiğini etkileyen uluslararası hukuksal ilişkileri, ekonomimizi ve siyasi bağlarımızı da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu durum, göçmen ve göç alan ülke açısından kapsayıcı olarak sınırları gözetmeyi korumayı ve tedbir almayı zorunlu kılar.


Günümüzün şartlarında göçmenlik hadisesini hukuksal zemine oturtmak, elbette planlı programlı bir çalışmayı gerektirmektedir. Ayrıca onların her şeye rağmen yeni bir ülkenin şartlarına uyum sağlamalarının zor olduğu gerçeği de gözardı edilemez. Yahudiler başta olmak üzere mazlum konuma düşmüş pek çok millete kol kanat germiş bir devlet geleneğimizin ve merhamet duygumuzun olduğu da doğrudur. Ancak bu durum göç ve göçmen hadisesini geniş bir perspektiften hukuksal düzlemde değerlendirmemize mani değildir. Bir çok noktada yakın değerlerimizin olması bu uyum sürecini kolaylaştırır diye düşünülebilir. Ya da insan gücünü ve keyfiyetini hesaba kattığımızda bu durumun ekonomimize zarar değil, aksine katkı sağlayacağı da kuşkusuz düşünülebilir. Ancak göç, her ne sebeple olursa olsun, göç alan ülkenin sağlayacağı istihdam olanakları, kendi vatandaşını da kapsayıcı olmalı, demografik yapımız, bütün değerler, olgular ve dinamikler bu doğrultuda tarihsel sürecide içine alarak düşünülmeli ve değerlendirilmelidir. Bu zaman sürecinde etnosentrik bir yaklaşım sergilemek yerine çözüm odaklı tavır ve tutum içerisinde olmamız daha doğru olacaktır.


Sevgi ve selam ile...

Kapan Mobilya

Yorum Yazın

Esmergil
İstanbul Oto Gaz
Yükseliş Koleji