Reklamı Geç
Zeno Mobilya
Çelik Sigorta
Lufian
Edem
Muhammet Kemaloğlu Gazi Yüzbaşı

Muhammet Kemaloğlu Gazi Yüzbaşı

Mail: muhammetkemaloglu@gmail.com

Tarihleri Lobiler Yazamaz

 

Tarihleri Lobiler Yazamaz

 

XIX.yüzyıla kadar Osmanlı Devleti ile Ermeniler arasında herhangi bir ciddi problem yoktu. Ermeniler, millet sisteminin bahsettiği muhtariyet çerçevesinde, kendi vagonlarında hayatlarını rahat bir şekilde sürdürüyorlardı. Yalnız bu vagonu, diğer kavimlerin vagonlarıyla birlikte, Osmanlı lokomotifi (Türkler) çekiyordu. Baş makinist (padişah), Osmanlı lokomotifine taktiği değişik kavimlere ait vagonları, belli bir hızla belli bir istikamete götürürken hiç mesele çıkmamıştı. XIX. yüzyıla gelindiğinde makinist ihtiyarladı, lokomotif eskidi, yakacak kömür-odun azaldı, yeterli su bulunmaz oldu. Trenin hızı azaldı. Vagonlardaki yolcular huzursuz olmaya, makinistten-lokomotiften şikayete başladılar. İlk önce Rumlar, Osmanlı katarlarından 1821'de ayrılarak Milli Yunan lokomotifine takılmış ve farklı bir istikamette yol almaya başlamıştı. Hıristiyan Avrupa'nın, Yunanistan Devleti'nin kurulmasına yardım ettiği bilinen bir husustur.

Türkiye, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu'daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu'nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu'ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. yüzyıl sonlarına kadar süren devir, "Ermenilerin altın çağı" olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i Müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaate, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadaka" olarak kabul edilmişlerdir.Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır.

Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde,hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesi bas gösterince, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu'da başlatılan ve İstanbul'a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir. Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp,misyoner okulları kurulup, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için,Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.

Özellikle Avrupa'nın Bazı büyük devletleri "ıslahat" adi altında bir yandan Osmanlı devletinin iç islerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karsı teşkilatlandırmışlardır.Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda,Ermeni toplumu yavaş, yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde,çeşitli soy, dil ve dine mensup kavimler, İslâmiyet'in gerektirdiği hoşgörülü idare sayesinde asırlarca huzur içinde yasamışlardır. Ancak Fransız İhtilâli'nin 18.asır sonunda milliyetçilik akimini dünyaya yaymasıyla bu akimin tesirleri Osmanlı İmparatorluğu'nda da hissedilmeye başlamıştır. Nitekim, Balkanlar'daki Hıristiyan

topluluklardan Sırplar, Yunanlılar, Rumenler ve Bulgarlar yabancı devletlerin de kışkırtmaları neticesinde meşru hükümdara karsı ayaklanmış, Yunanlıların 1830'da ayrı bir devlet kurmaları, Sırplar, Rumenler ve Bulgarların özerklik yolunda ilerlemeleri Ermeniler için de özendirici olmuştur.Ancak Ermeniler,Balkan kavimlerinin aksine, imparatorluğun her tarafına dağılmış bulunuyorlardı. Yoğun olarak yasadıkları Doğu Anadolu'da bile Müslümanlarca nispetle azınlıkta bulunuyorlardı. Türkler ve Ermeniler arasındaki anlaşmazlık uzun bir süre içerisinde gelişmiştir. Ermeni-Müslüman anlaşmazlığının ortaya çıkmasında ilk suçlanması gereken Rusların emperyalist yayılmasıdır. Korkunç İvan zamanında, 16. yüzyılda Ruslar fethettikleri topraklardan Müslümanları sürme politikası izliyorlardı. Sonraki üç yüz yıl boyunca, Müslümanlar, çoğu Türk olmak üzere, bugün Ukrayna, Kırım ve Kafkasya olarak bilinen yerlerde ya öldürüldüler ya da buralardan sürüldüler. 1770'lerden 1850'lere kadar Rus saldırıları ve Rus kanunları 400,000'den fazla Kırım Tatar'ını topraklarını terk etmeye zorladılar.

 

Osmanlı İmparatorluğu ve Ermeniler

 

Çok uluslu bir devlet yapısı gösteren Osmanlı İmparatorluğunda tüm halklar; İmparatorluğun egemen olduğu topraklarda her türlü faaliyete katılabilirlerdi.

Ne var ki Türkler; İmparatorluğun asli unsuru olmalarına rağmen birçok nedenlerle bu haklardan en az yararlanan ulus oldular. Osmanlı İmparatorluğunda ayrıcalıklı olmanın yolu bir bakıma Türk olmamaktan geçiyordu. Aslında ümmet anlayışı içinde yaşayan Türkler, ulus olma bilinci de taşımıyorlardı. İslamiyet’in ulusçuluğu günah sayan anlayışıyla kendilerini Müslüman olarak ifade ediyorlar ve Türk olmayı ayıp sayıyorlardı. İmparatorluğun tanıdığı ayrıcalıklardan en fazla yararlanan uluslar ise Rumlar ve Ermenilerdi. Osmanlı tarihinde “Sadık Ulus” olarak nitelenen Ermeniler İmparatorluğun dokusunda çok önemli bir konum elde etmişlerdi. Ayrı kurumları vardı. Kamu hizmetleri başta olmak üzere her alanda faaliyet gösteriyorlardı. En üst düzey görevlere getiriliyorlardı. En varlıklı sınıf arasında yer alıyorlardı. Ulaştıkları bazı mevki ve makamlar şöyleydi:

 

Paşa: 29

Bakan:22

Milletvekili:33

Büyükelçi:7

Konsolos:11

Üniversite Öğretim Üyesi:11

Yüksek Derecede Memur:41

 

Ermenilerin İmparatorluk içindeki bu konumunu yıllar sonra ifade eden bir Ermeni şöyle diyor;

“Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlet içinde devletti.... Bir tek bayrakları eksikti...” Apoyan,1984

 

Tarih ve Bazı Soykırım Örnekleri

 

-19.YY. kadar süren köle ticaretinde (Afrika ve Atlantik ötesinde) İngiliz, Portekizli, İspanyol, Danimarkalı, Fransız ve Hollandalılar tarafından 25 milyonu aşkın insan avlanarak toplanmış, yarıya yakın kısmı gemilerde ve çalıştırıldıkları yerlerde kötü yaşam koşullarından dolayı can vermiştir.

 

-Amerikalılar; Kıtadaki 12 milyon Kızılderili yi yok etmişlerdir.

“Dünyada gelmiş geçmiş en büyük soykırım olayı Amerika’daki yerlilerin yok edilmesidir.” Tarihçi Davit E.Stannard

 

24 Eylül 1863’te Minnesota Bölgesinde ABD Devleti bir Kızılderili ölüsü başına 200 dolar verileceğini açıklamıştır. ABD Başkanı Theodore Başkan Roosevelt ise şöyle demiştir.

“Ben en iyi yerli(Kızılderili) ölü yerlidir diyecek kadar çok ileri gitmek istemiyorum. Ama; onda dokuzu öyledir” (Bugün yaşayan Kızılderili sayısı 237.000’dir)

 

Fransa işgal ettiği Cezayir’de 1930’da ortaya çıkan ulusal direnişi ezmek için uyguladığı soykırımla 1962’ye kadar 1 milyon kişiyi yok etmiş; Çin Hindinde 400.000; Madagaskar’da 90.000 kişiyi öldürmüştür.

 

- İngilizler 1788-1938 döneminde Avustralya’da 750.000 Aborjini yok etmişlerdir. Soykırımı şöyle savunmuşlardır: “Soykırım işlemleri, esasında kendiliğinden oluşmaktadır. Evrim Kanununa uygun olarak gelişmektedir.” James Bernard Tasmanya II.Başkanı

 

Almanlar 1904-1907 döneminde Batı Afrika’da Namibya’da Herero soykırımında 135.000 yerliyi yok etmişlerdir.

 

“Almanların egemen olduğu her yerde, silahlı veya silahsız sığır çobanı olan ya da olmayanları (yerlileri) kesinlikle vurun.” General Lothar

 

1933-1945 Döneminde Almanlar tarafından 1 milyon Çingene 6 milyon Yahudi yok edilmiş. Büyük kısmı gaz odalarında öldürüldükten sonra cesetleri fırınlarda yakılmıştır.

 

1912-1974 Döneminde Kıbrıs’ta binlerce Türk; dünyanın gözleri önünde Rumlar tarafından katledilmiştir.

 

Tarihleri soykırım utancıyla dolu olanlar bugün yaptıklarını unutmuş görünüyorlar.

 

 

Hocalı Soykırımı

 

26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla siyah bir sayfadır. Bundan 12 yıl önce, yani 26 Şubat 1992'de

Bugün sözde soykırım iddialarıyla Türkiye'yi suçlayan Ermenistan'ın Devlet Başkanı Robert Koçaryan'ın direktifleri doğrultusunda Ermeniler Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı kentini ele geçirmek için 25 Şubat gecesi katliam gayesiyle harekete geçmiştir.

Hocalı'nın işgali sonucu sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledilmiştir. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla caninin kurtarmıştır. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen oksuz kalmıştır. Ermeniler şehitleri özel acımasızlıkla, gözlerini oyularak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin bir çoğunun cesetleri yakılmıştır.

 

Tüm bu izahlar daha fazla açıklamaya yer bırakmamaktadır.

 

Türkün alışkanlıkları arasında, DNA'sında, hırsızlık, barbarlık, tecavüzcülük, arsızlık, aman dileyene el kaldırmak, emperyalistlik yoktur.

Milletlerin davranışları da bireylerin davranışları gibi kalıtsal veya kültürel miras yolu ile nesillerden nesillere geçer. Yapılan davranışların öncesi ve sonrasında da örnekleri olmalıdır.

 

Türkün geçmişinde yukarıda belirttiğim özellikler veya diğer bazı namussuzluk, ahlaksızlık ve insanlık dışı hiç bir davranışı yoktur. Eğer iddia edildiği gibi Türkle özdeşleşmeyen bir davranışı gerçekleştirmişse bu davranışları farklı yerlerde ve zamanlarda da yaptığını arayıp ortaya çıkarmak bu asılsız iddiaları ortaya atanların insanlık görevidir.

Bunun yanında Türk'e ve Türk Devletine düşen bir görev de bu iddiaları ortaya atanları hem arşiv hem de mahkeme salonlarına götürmektir.

 

Cephe gerisinde katliamlar yapan vatandaşlarını korumak maksadıyla yaşadıkları alanlardan daha güvenli alanlara geçici sevk etmek suç ise Türkler en yüce insanlık görevini yerine getirmiş bir millettir.

 

Müddei iddiasını ispatla yükümlü olduğundan, iddiasını ispat edemeyenlere de ..... ...... kervan yürür, deriz.

 

Soykırım, genosit, kırım, katliam arayanlar, Cezayir'de, Amerika'da Hocalı'da, Doğu Türkistan'da, Kudüs'te, Bosna-Hersek'te, Ahıska'da, Kıbrıs'ta, Kerkük'te, Telafer'de, Gümülcine'de, Kırcaali'de vb. topraklarda yapılanları hatırlamak durumundadır.

 

Türklerin 1915'ten çıkaracağı hiç bir ders yoktur.

 

Bu ve buna benzer iddiaları ortaya atanlar hakkında uluslararası yargılama süreçleri başlatılmalıdır.

youtube

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Odabaşı PTT