Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Yükseliş Koleji
Yılmaz Tuhafiye
Halep Tur
Nizamettin DURAN

Nizamettin DURAN

Mail: [email protected]

Gönül Kahvesi

Tartışmaların Kibar Adamı! (II)

Tarkan

 

Tartışmaların Kibar Adamı! (II)

 

Cumhuriyet gazetesinin himayesinde başlatılan bu tartışmalara kimler katılmadı ki? Erol Deniz, anlamaya yönelik ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaşıyor:

“Bu dergi üstüne (Edebiyat) birçok devrimci ve ilerici sanat dergilerinde ve gazetelerde çok çeşitli yazılar ve eleştiriler yayımlanmaktadır. O halde, biz niye konuşmayalım bunu? (…) Edebiyat dergisini okurken beni şaşırtan şu oluyor: Nuri Pakdil olsun, öbür yazarlar olsun, sosyalist olmadıkları halde, yapıtlarında ve tüm yazılarında, ileri sürdükleri savlarıyla, ülke gerçekleri üstünde yoğunlaştırdıkları saptayımlarıyla, tüm önerileriyle sosyalist çizginin en ileri ucunda durabiliyorlar? Nerden varıyorlar bu noktaya? Bugün Türkiye’deki kurulu düzenle en ciddî bir düzeyde savaşan sanat dergilerinin, edebiyat dergilerinin en başında Edebiyat yer alıyor. Biz devrimciler her zaman doğru sözlü olmamız gerektiği için bu tartışmayı açtım.”

Hüseyin Dağlı da aynı minval üzere yaklaşıyor konuya: “Erdal Deniz imzasıyla bir yazı yayınlandı. “Bir Dergi Üstüne Tartışma” başlıklı yazıyı ilgiyle okudum, düşündüm. Önce şunu söyleyeyim, devrimci bir arkadaşımızın böylesi hoşgörülü, böylesi nesnel, önyargısız bir yaklaşımla, İslamcı olduğunu bildiğimiz bir dergiye bakabilmesi, tüm devrimciler adına gönendirici olsa gerek. İlericilikle kesinlikle bağdaşmayan bir bağnazlık içine düşüldüğünü, birtakım toplumcu bildiğimiz yazarların, eleştiri adına yaptıkları kara çalmalarda izledik. İnsanların kırılması nerdeyse olanaksız soyut zırhlara bürünmüş olmaları, bu çağın ivedi savaşım isteyen sayrılığı olarak duruyor aydınlarımızın önünde. İnsanlar arası, dünya görüşleri arası iletişimi, Erdal Deniz’in sözünü ettiği “iletişim”i olanaksız kılan zırhların kırılması gerek önce. Bu yapılmadan, hiçbir yere varılamaz Türkiye’de.”

Elâ Kılavuzlu, Erdal Deniz (Erol Deniz ismi, burada Erdal Deniz olarak geçtiği görülmektedir. İsmin doğrusu, “Erol Deniz” olacaktır. Ayrıca bu bilgi Edebiyat dergisinin Editörü Necip Evlice tarafından da teyit edilmiştir.) ve Hüseyin Dağlı’nın “bir dergi” üzerine Cumhuriyet Gazetesinin sütunlarında, iki yazı yazdıklarını ve ikisini de ilgiyle okuduğunu belirterek yazısında önemli noktalara değinmişti: “Gönendim. İlkin şunu belirtelim ki, yazınsever okuyuculara böyle bir karşılıklı konuşma, yapıcı yönde tartışma olanağı sağladığı için Cumhuriyet’e teşekkür ederiz. Demokratik tutumundan dolayı kutlanmaya değer Cumhuriyet Gazetesi... (…)Nuri Pakdil’in kararlı ve yapıcı çağrılarını yanıtsız bırakmıştır çoğu kez bizim yazarlarımız, sözcülerimiz. Rauf Mutluay’ın birkaç değinisinden, Edebiyat’a değgin sözünden başka anmaya değer bir ses duymadık bu konuda şimdiye değin… Hüseyin Dağlı, Erdal Deniz’in savlarına değinerek, dayanarak bir kaç soruyla çıkıyor karşımıza. “... Böyle bir dergi yanında, toplumumuzu göz önünde bulundurarak, sosyalizmi nasıl konumlayacağız? Ya da tersinden giderek, sosyalist görüş adına yapılan edimler yanında, işçiden emekten yana bir toplum düzeni öneren, faşist görüntülere ödün vermeyen bir dergiyi nereye koyacağız?”

Tüm emekten yana, haktan yana yurtsever yazarları, okuyucuları Hüseyin Dağlı’nın bu savları üzerinde konuşmaya, tartışmaya “davet” ediyorum. Çevremde bir yığın devrimci geçinen arkadaşım var. Ne ki hiç biri hiçbir yapıt okumamıştır; devrimciliğe, yurtseverliğe ilişkin. Bu siyasa kargaşalığından ancak yazarlar sıyırabilir, ancak yazarlar düşünceye, kitaba yöneltebilirler insanımızı. Yazarlar kurtarabilir boşlukta dolaşan kitleleri. Tartışarak.”

Rauf Mutluay, “İlginç bir dergi ‘Edebiyat’ eksik olmasınlar, gönderiyorlar da görüyorum. Hiç birini tanımam yazarlarının; ama hangi noktalarda birleştiklerini görmek kolayca olanak içinde. Örneğin yalnızca “ilkelerine uygun ilânlar” alır; “banka ile içki ilânları alınmaz, klişe konmaz”. “Örgütlerin, kurumların değil, bir uygarlığın, İslâm uygarlığının savunucusu olmayı” isterler (Nuri Pakdil, Ekim); “Müslümanların en büyük coşku kaynaklarından biri olan orucun toplumumuzu denetleyip sınavdan geçirdiğine inanırlar” (Emin

Ziyaioğlu, Ekim). (…)Türkçe’nin en arı kullanımına özen gösterirler. Bakın yukardaki şiire. Baştan sona her sözcüğüne dikkat edilmiş, ince imgeler en özleşmiş Türkçeyle şiirleştirilmiştir. Az şey mi?”

Nuri Pakdil’in yapıcı çağrısına böylesine olumlu karşılık verenler olduğu gibi, bağnazlığın doruğunda gezinenler de yok değil. İşte Milliyet Sanat Dergisi denilen mevkute tam da bunun örneği: 1976 yılının sanat olaylarını topluca gözden geçiren bir özel sayı yayımladı. Bu özel sayıda, kendi vücudiyetlerini bile ispat edemedikleri için yayın hayatını sürdüremeyen dergilerin ismi zikredilirken, Türk düşünce ve sanat hayatında belli bir yere gelmiş ve önemli bir okuyucu kitlesi olan Hisar gibi köklü bir derginin ismi bile yok! Dergiler sayfasının yazarı, “Şecaat arz ederken…” mısraını hatırlatan bir pervasızlıkla şöyle diyor: “Bir takım dergileri (Hisar, Kubbealtı Akademi, Edebiyat vb.) bu değerlendirmenin dışında bırakıyoruz.” Ancak neden bıraktıklarının açıklaması yok maalesef. Tamamen keyfi, tamamen ideolojik ve tamamen bağnazlık. Bağnazlık burada da kalmamış, sirayet eden bir hastalık gibi gidip “Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı”nda da yerini almış. Bağnazlığını kabul eden bu yıllıkta içindeki kini kusar yazar: “Sağcı bir açıdan sanat yapma savıyla yayımlanan Hisar, Kubbealtı Akademi Mecmuası, Edebiyat vb. gibi dergiler üzerinde durmaya ise hiç gereklik yok.”

Enis Batur, Pakdil, benim gözümde 1970’li yılların en özgün yazın adamlarından biriydi: Kurcalayıcı bakışı, soyadına uygun dili, ince ince yontulmuş üslubu, dünyayı göğüsleyişindeki acılı ama umutlu yoğunluğuyla özel bir yazar. Eksikliğini duymamın belirgin nedenlerinin başında, gelip geçici bir yazarlık serüveni olmayışı geliyor sanıyorum: Nuri Pakdil’e, bu on yıllık susku döneminin şu noktasında dönüp baktığımda, bir kuyruklu yıldız değil gördüğüm: Bir atımlığına parlamış, söyleyeceğini söyleyerek çekilmiş, kalem kırmış bir yazar olarak göremeyiz Pakdil’i. Susmuşsa, söyleyeceği kalmadığından değil besbelli.” der ve 1976’da Pakdil’in yazdığı mektuptan şu satırları aktarır: Yoğun buzlarla kuşatılmışızdır + bir metrekarede belki on cadı büyü yapan. Tüm engeller, insanları birbirlerinden uzaklaştırmak için çalışıyor: Tüm yeryüzü için duyumsayabildiğim yoğun acı bu. Narin bir bakış gerekli insana yeniden. Yüzüne vurmadan karalarını + kabullerini + redlerini. İnsan aradan ‘çekildiği’ için karanlıktayız. Kendi birikimini insan yine kendisi değerlendirmek zorunda: Sabırla. Ülküler yorgun düştü mü, sanatın damarlarındaki basınç artıyor + şimdi gözlemlenen o hızlı kan dolaşımıdır. Bir an önce ulaşmak isteği. Oysa, hız bilgeliğe karşı.”

En muhaliflerle bile adabınca nasıl konuşulacağını, nasıl tartışılacağını ve nasıl fikir alışverişinde bulunacağının örneklerini yaşantısıyla gösteren bu bilge insanı rahmetle anıyorum. Ona ve insani duyguları taşıyan herkese selam olsun.

Nizameddin Duran

[email protected]

Kapan Mobilya

Yorum Yazın

Esmergil
İstanbul Oto Gaz