Reklamı Geç
arslanoğlu 800x600
Sonay İnşaat
Zeno Mobilya
Altıneller Vestel
Necati Daştan

Necati Daştan

Mail: [email protected]

ZULÜM

 

ZULÜM


 

“Zülüm bizdense ben bizden değilim”

R. Corrie


 

Kelime olarak zulüm, güçlü bir kimsenin kanunlara, ahlaka veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıygı, eziyet, cefa1 Bunun yanında azgınlık, gadr, karanlık, azab ve ezâ ile eş anlamlıdır. Zulmün zıddı ise, nur, aydınlık ve adalettir.

Kutsal kitapların üzerinde en çok durduğu kavramlardan biri şüphesiz zulümdür. Aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, zülüm kavram Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse adaletin yokluğu zulümdür. Zulüm her zaman aktif bir eylem olmaz. Bir annenin evladıyla ilgilenmemesi onu aç bırakması da zulümdür. İnsanın insana yaptığı zülüm, devletin insana yaptığı zülüm ve devletin devlete yaptığı zulüm vardır. Bir de insanın diğer canlı varlıklara yaptığı zülümler. Zulüm insanoğlunun en çirkin davranış halidir.

Zulüm üç boyutludur.

1- Zalimi zalim yapan nedenler 

2 -Zalimi zulme yönelten cesaret( Müeyyidesizlik)

3 -Mazlumların acziyeti 

  Mazlumların çaresizliği zalimi en çok cesaretlendiren unsurdur. Zira mazlumun sessizliği zalimin şehvetini kamçılar. 

  Peki zalim neden güç kazanır? Zalim, bulduğu her fırsatı güce çevirir ve güçlenir meşru veya gayri meşru olduğuna bakmaksızın. Güçlendikçe zulmeder, zulmettikçe etrafa korku salar .

  Ancak mazlumlar, zalimler kadar gayretli ve organize değildir. Bana dokunmayan yılan, bin yıl yaşasın mantığı ile kabuğuna çekilirler. Bu da zalimlerin daha da güçlenmesine neden olur. Oysa unutmayalım ki başkalarına dokunmayan yılan bir gün size dokunur.

İkinci faktör ise zalimi zulme iten cesarettir. Yaptığı zülmün karşılıksız kalacağı veya zulüm nedeniyle başına bir şey gelmeyeceğinden emin olan zalim, rolünü rahatlıkla icra eder çünkü müeyyidesiz kalan her eylem daha büyük eylemlerin habercisidir.

İnsanı kötülükten koruyan pek çok faktör vardır. Ancak bunların en yücesi insanan kendi vicdanıdır. Çünkü onun hukuka ve ahlaka ihtayacı yoktur. Zaten ahlak ve hukuk onun içinde saklıdır. Vicdanı olmayan insanları ise kanun, örf ve diğer müeyyideler korur. Vicdandan sonra en etkili müeyyedi kanundur. Zira diğerleri her koşulda sonuç doğurmaz. Toplumsal baskı ise kanundan sonraki en etkili faktördür. Yaptığı zülüm nedeniyle toplumdan dışlanan insan o toplumu terk etmek veya düzelmek zorunda kalacaktır. Bu ise toplumların görünmez bir otokontrol sistemidir.

Zulme rıza zulümdür
Hukuk fakültesinde bir öğretim görevlisi derse girer ve bir öğrenciye adını sorar, öğrenci “Ali” diye cevap verir. Öğretmen bir anda, “Defol bu sınıftan, bir daha asla dersime gelme” der.
Bütün öğrenciler şaşkınlık içindedir, neye uğradığı şaşıran Ali de sınıfı terk eder.
Herkes ne olduğunu anlamak için beklemektedir hiç birinden tek bir ses bile çıkmaz…
Hoca sınıftaki sessizlikle beraber ileri geri yavaş yavaş dolaşmaya başlamış bütün öğrencileri şöyle biraz süzdükten sonra, tabi bu arada herkes göz temasından kaçınıyor, başlamış derse.
Hoca: “Kanunlar ne için vardır?” diye sorar ve ders başlar…
Bir çok cevap gelmiş, bir öğrenci düzeni korumak, diğeri toplumda yaşayan bireylerin hak ve hürriyetini sağlamak için, öbürü yaşam haklarını idame ettirmek, bir başkası devlete güveni, o devletin saygın bir vatandaşı olduğunu göstermek için, bir diğeri her yerde hakkını yasalar çerçevesinde arayacağını bilmek ve devletin vatandaşına haklarını nasıl arayacağını göstermek için…
Hoca başka diye tekrar sorunca bir öğrenci de “Adalet için diye cevap vermiş.
Bu cevabı verene hoca parmağı ile işaret ederek işte aradığım cevap bu dercesine “peki az önce arkadaşınıza adaletsiz davrandım mı?”, herkeste aynı cevap “evet hocam”.
Öğretim görevlisi sınıf kapısını açarak dışarıdaki öğrencisini içeri alır ve teşekkür edip yerine geçebileceğini söyler, herkes bunun bir senaryo olduğunu anlar.
Fakat hoca son sözlerini söylememiştir henüz;
“Peki buna hepiniz şahit oldunuz, neden tepki göstermediniz, bir açıklama istemediniz, arkadaşınızın hakkını savunmadınız?
Herkes susar çıt yok. Hoca: “bakın arkadaşlar, bu olaydan hepinizin çıkarması gereken bir öğüt var, bunu size 100 saat sınıfta ders versem anlatamazdım” der ve son sözlerini söyleyip dersi bitirir.
“Asla bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyeti de olmayın, o yılan bir gün mutlaka sizi de sokacaktır.”
“Adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar haysiyet ve onurlarını kaybetmeye mahkumdur.”
“Bir şahsa karşı yapılan haksızlık, herkese karşı yapılmış bir tehdit demektir.”

 Bu nedenle diyoruz ki sadece hukuk ve adalet zulmü önlemeye yetmez. Hak ve adalete inanmış kitlenin varlığıdır adaleti teminat altına alan.

Adalet ve erdeme inanmış insanların sayısının çoğaltmak gerek. Sadece inanmış olmak da yetmez bu uğurda direnç ve macadale yeteneği kazanmış olmaları da gerekir. Lakin her enerjinin ve her gücün bir kaynağı olduğu gibi adalet duygusunun kaynağı da adalete mutlak inanmış aydınlardır. Aydınların yokluğu toplumu zulme karşı öksüz bırakır.

Bu durum bizi eğitime ve kitaplara yönlendirir. Bilgi ile barışmamış bir toplum hiçbir sorunu çözemez. Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki bilgiden uzaklaşan toplumlar her yönden gerilemeye mahkumdur. Bilgi ile barışmak ise bilim insanlarına değer vermekle başlar.

Saygı ile

(Bir ceza hakiminin notları kitabından)

Necati DAŞTAN

 

Hatay İnternet TV Youtube Kanalı

Hatay İnterne TV Facebook Sayfası

Yorum Yazın