Reklamı Geç
Samandağ Hastanesi
Özyurt Silah
Dostlar
Tulpar
Osman Hazır

Osman Hazır

Mail: [email protected]

BALİCİ GENÇLE KUCAKLAŞAN HOCA

Cezaevi Notları-2

 

BALİCİ GENÇLE KUCAKLAŞAN HOCA

 

Cezaevi notlarım kapsamında bir hatıram ile birkaç hususa daha değinmek istedim. Yine 2003 yılında cezaevindeki tutuklu ve hükümlülere din dersi vermek ve istemeleri halinde dini sorularına cevap vermek için görevlendirildiğim zamanlardı.

Cezaevi çocuk koğuşunda kalan yaşları 13-17 arasındaki genç çocuklara daha fazla zaman ayırmaya çalışıyordum. Üç ya da dört çocuk koğuşundan en az ikisine hafta bir mutlaka girmeye ve dışarda iken ellerinden tutup yüreklerine dokunamadığımız çocuklarımıza daha da geç kalmadan dokunmaya çalışıyordum.

Ancak manzara çok iç açıcı değildi. Daha 13-15 yaşlarındaki bu çocuklar yaşları ile hiç de uygun olmayacak şekil ve çeşitte suça bulaşıp cezaevine düşmüşlerdi. Bu olayın bir kısmı.

Ayrıca Allah’ın özenle yarattığı o küçücük ve güzel bedenleri ne idüğü belirsiz döğmelerle bezenmiş, jilet ve benzeri kesici aletlerle vücutları kesilip yara bere içerisinde kalmıştı.

Üstüne bir de bali tabir edilen uyuşturucu etkiye sahip kimyasal maddelere alıştırılmaları nedeniyle anlama ve algılama yetenekleri darmaduman olmuştu. Çakı gibi olması gereken vücutları gencecik yaşlarında neredeyse boş bir çuval gibi ayakta duramaz olmuştu.

Ateş gibi, parlaması gereken gözleri, uyuşturucunun etkisi ile anlamsız anlamsız bakar olmuştu. Adeta feri sönmüş bitmek üzere olan bir lamba gibi olmuştu.

 

Gözler ah o gözler

Bu çocukların gözlerinde derinlere ve ufka anlamsız bir bakış vardı. Ancak biraz daha dikkatli bakılınca görülüyordu ki; aslında bu genç çocukların gözleri derinlerde ve belki de ufuklarda sevgiyi ve sahiplenilmeyi arıyorlardı. Çünkü çok yakınlarından bir türlü sevgi göremedikleri için belki muhayyel bir derinlik ve muhayyel bir ufukta sevgi arayan gözlerle bakıyorlardı.

İşte böylesi duygusal açlıkların, eğitim ve doğru rol model yokluklarının neticesinde suça itilen bu gençler sevgiye hasret bir ömre başlıyorlardı. Çoğu kere de kendilerine gösterilen sevgi sahte bile olsa gösterenin uğrunda can feda edebilecek hale dönüşüyorlardı.

Cezaevi görevim sırasında yapmaya çalıştığım şey; içi samimiyet ve doğru bilgilerle doldurulmuş sevgimi göstermeye çalışmaktı. O nedenle bana ikram ettikleri çay ve suyun bardağının hijyensizliğine takılmadan Bismillah diyerek içiyordum.

Çünkü bu gençlerin kendilerine gösterilen sevgiyi karşılıksız bırakmayacağına olan inancım çok büyüktü.

Gönlümün yettiğince, dilimin döndüğünce sevgi ile kucaklamaya çalışmanın hazzını yaşadığım günlerdi. Bununla birlikte burası cezaeviydi. Gençlerin çoğunluğu hüküm giymemiş tutuklu çocuklardı. Bir önceki hafta koğuşta görüştüğüm delikanlı bir sonraki hafta salıverilmiş olabiliyordu.

 

Hocaaam!

Mesai sonrası bir gün misafirim olan yeğenime yapacağı alışverişte yardımcı olmak için şehrin en işlek caddesindeki bir giyim mağazasına gitmiştim. Misafirimiz ve eşim içeride alışveriş yaparken ben dışarda onları bekliyordum. Mesai çıkışı geldiğim

için takım elbise ve kravattan oluşan elbisemi değiştirmeye fırsat bulamamıştım.

Neden sonra; uzaktan bana doğru gelen üç gençten birisinin hocaam diye bağırdığını fark ettim. Yürüyüş ve bakışlarından bali ya da benzeri bir uyuşturucu etkili madde aldıkları belli olan, vücutları kesik çizik içerisindeki gençler doğruca bana doğru geliyorlardı.

Açıkçası öncelikle tedirgin oldum. Zira o günlerde bali kullanan gençlerin neden olduğu asayiş olaylarına dair haberler medyada çokça yer bulmaktaydı. Bu nedenle hocaaam şeklindeki bu hitabı hiç de üstüme almaya niyetlenmedim. Bana seslenmelerini gerektirecek bir tanışıklığımın olabileceğini de düşünmüyordum.

Ancak gençler doğruca üzerime doğru geldiler. Birisinin bir adımdan daha yakın bir mesafeye gelmesiyle boynuma sarılması bir oldu.

“ Hocam nasılsın” diye sormayı da ihmal etmedi. Ben bir anlık refleks ve korunma içgüdüsüyle bir adım geriye gitmeye niyetlensem de başaramamıştım.

Daha üzerimdeki şaşkınlığı atamamış ve yine cezaevindeki gençlerden birisidir şeklindeki tahminimi dillendirememişken; “Hocam ben cezaevinden …” şeklinde bugün için hatırlayamadığım ismini söyleyivermişti.

Bir adım geriye gitmeye çalışma hissiyatım gitmişti. Onun yerine sokak ortasında bana sarılan bali etkisindeki delikanlının kucaklamasına karşılık vermiştim. Hem de kendisine gösterilen sevginin karşılık bulacağını en işlek bir caddede bana gösteren Rabb’ime hamdederek.

Ortaya çıkan fotoğraf;

Aslında olayın perde arkası benim anlatamaya çalıştığım gibiydi. Ancak fotoğraf hiç de öyle değildi. Yani düşünsenize; takım elbise ve kravatıyla sözüm ona düzgün giyimli bir memur, çektiği balinin etkisiyle etrafa korku veren pejmürde kıyafetli bir bağımlı delikanlı ile kucaklaşıyordu. Bu fotoğraf yoldan geçenlerin kayıtsız kalmadığı bir fotoğraftı. Herkes bize bakıyordu. Bu sahne çok uzun sürmedi.

Delikanlı; “ Görüşürüz hocam” diyerek uzaklaştı. Belki de bir bilinmeze doğru uzaklaştı gitti.

 

Keşke!

Keşke, bizim çok sevimli bulmadığımız hatta şeytanın vesvesesine yol açacağına inandığımız bir sözcüktür. Hatta “eğer ile meğer evlenmişler, keşke diye bir çocukları olmuş” şeklinde işler pişmanlığa dönüşmeden zamanında gereğini yapmayı teşvik eden darbı mesellerimiz vardır.

Buradan yola çıkarak “keşke bu gençlere sahip çıksaydık” diyerek dövünmeyle zaman kaybetmek yerine şuan yapmamız gerekenleri yapmalıyız diye düşünüyorum. Zira gençlik durmadan yenilenen bir nehir gibi akmaya ve gelmeye devam ediyor.

Şimdi onlara sevgimizi, rol modelliğimizi ve doğrularımızı doğru yollarla göstermezsek yarın yeni “keşkelere” sığınmaya çalışacağız demektir. Hâlbuki yarına vaktimiz yok.

 

Tamam, nalburlarda bali satılmasını yasaklamak gençlerin bu tarz uyuşturucuya ulaşmasını zorlaştırdı. Ancak, gençleri uyuşturan, beyinlerini ve yüreklerini alıp götüren, bakışlarını boş boş hale getiren sadece bali değil ki.

 

Mesela;

 

İnstagram, tiktok, netflix, disneyplus, gibi alanlar gençleri esrar, bali ve eroin gibi uyuşturuculardan daha az mı uyuşturuyor? Cinsiyetsizliği, eşcinselliği, zinayı ve fuhşu kutsal tercihler ve zamanın gereklilikleri gibi allayıp pullayan bu mecraların gençlik üzerindeki etkisini görmekte daha ne kadar gecikeceğiz? Youtube’de ve diğer sosyal ağlarda beğeni almaya ve internet fenomeni olmaya şartlanmış genç zihinleri

güdüleyen şöhret tutkusunun uyuşturucu etkisini görmeyecek miyiz?

 

Anlamalıyız ki uyuşturucu sadece kimya laboratuvarlarında üretilmiyor. Görüntü çekip internette paylaşılabilecek bütün alanlarda üretilen içeriklerin birer uyuşturucu olabileceğini anlamakta çok geciktik. Ancak zararın neresinden dönersek iyidir.

Peki ne yapalım;

Falan sosyalmeyda alanı kapatılsın şeklinde düzenlenen kampanyaların etkisi konusunda umudumu yitirdiğimi açıkça söylemeliyim. Yani gençleri bali ve tinerden uzak tutmak için nalburlardan bunlara ulaşmayı engellemek sınırlı da olsa çözüm olmuş olabilir. Buna benzer bir şekilde netflix ve disneyplus gibi alanları kapatıp sınırlamak belki mümkün olabilir. Peki ya facebook, instagram, twitter, tiktok, youtube gibi sosyal ağları bu ülke için kapatmayı başarmak mümkün mü? Zannetmiyorum.

 

O nedenle ne yapalım? Sorunun cevabını soğukkanlı olarak aramak lazım. Örneğin, eşcinsellik, cinsiyetsizlik, şiddet, yalan ve kaos hedefli haberler, pornografi vb. zararlı içeriklerin yayınlandığı alanlar için ağır yaptırımlar mutlaka olmalı. Yani olayın devlet ve yaptırım boyutu atlanmamalı.

Bununla birlikte; “zehirin panzerihi kendi cinsindendir” prensibini esas alıp bu alanlar için sağlıklı ve izlenebilecek içerikler üretmek lazımdır. Alanın boş bırakılmasının doğurduğu sonuçlar ortada. Her şeyi devlet ve resmiyetten beklemenin üzerimizdeki sorumluluğu kaldırmayacağı gerçeğini hatırda tutmamız da gerekmekte.

Aile ve İslam İnanç eğitimi konusu ertelenmeye ve ötelenmeye devam etmemeli. Mahremiyet eğitimi konusu inanç değerlerimizin şekillendirdiği bir ölçek ve içerikte erken yaşlardan itibaren gelişim dönemlerine göre mutlaka verilmeli. Olmazlar ve yapılamazlar üzerinden motivasyon kaybına fırsat verilmemeli.

Peki, ne zaman başlamalı?

Hemen şimdi. Neslin kaybı bizim geçmiş ve geleceğimizin kaybı demektir. Hadi o zaman canım devletim ve hükumetim, sağlanan proje destekleriyle madden büyümüş STK’larımız, cemaat ve vakıflarımız bu alanı daha profesyonelce dolduralım. Yoksa kaybedenlerden olacağız.

 

Kaybedenlerden olmayalım duasıyla

 

10.08.2022

Osman HAZIR

ANAMUR

Diva Otel

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Güneyler