Reklamı Geç
Bre Ciğerim
Dilan Polat
Antikya
Tosthane
Osman Onbaşıgil

Osman Onbaşıgil

Mail: [email protected]

BİR SAĞIRIN KOMŞUSUNA HASTA ZİYARETİ ve Hz.MEVLÂNA

BİR SAĞIRIN KOMŞUSUNA HASTA ZİYARETİ ve Hz.MEVLÂNA

 

Daha önce de ifade ettiğim gibi söylenen her sözde, yazılan her yazıda, yaşanan her olayda, arz ve semada var olan her şeyde akıl sahibi insanların alacağı güzel dersler ve ibretler var. Bu hikaye de bunlardan biri. Hal hatır, yol yordam bilen fazilet sahibi biri, yolda rastladığı sağır olan tanıdığı birine işaret diliyle: “Komşun hasta” der. İyi bir insan olan O sağır kişi kendi kendine; “Ben şimdi ona gitsem hal hatır sorsam, bu sağır kulakla onun dediklerini nasıl anlarım? Ya sesi de çıkmıyorsa!. Fakat mutlaka gitmeliyim. Dudağını oynatırsa ne dediğini kıyas yoluyla düşünür bulurum. Ona: ”Ey benim sıkıntıya düşmüş güzel komşum, nasılsın?” derim. O da elbette: “iyiyim şükür.” der. Ben de: “Çok şükür” derim. “Bu sabah ne içtin?” diye sorarım. O da: “Çorba içtim” diye cevap verir. Ben de; “Âfiyet olsun” derim. Hekimlerden kim gelip gidiyor, seni kim tedavi ediyor?” diye sorarım. O da elbette: “Filan Hekim” diyecektir. Ben de: “İyi, iyi O geliyorsa işin iyidir. Onun ayağı pek uğurludur.” derim.” der ve kıyaslama yoluyla zihninde kurguladığı bu soru ve cevaplarla hastaya hal hatır sormaya gider. Yanına varınca hasta komşusuna: “Nasılsın?” diye sorar. O da: “Çok hastayım, ölüyorum.” der. Sağır olan kişi de: “Çok şükür, çok şükür.” der. Hasta olan kişi bu söze çok alınır, üzülür, canı sıkılır ve içinden kendi kendire; “Bu ne biçim şükür böyle? Demek adam bizim kötülüğümüzü istiyormuş.” der. Adam tekrar sorar: “Bu sabah ne içtin?” der. Hasta: “Zehir içtim” der. Sağır; “Âfiyet olsun” deyince hastanın öfkesi iyice artar. Sağır: “Hekimlerden kim gelip gidiyor, kime tedavi oluyorsun?” der. Hasta iyice sinirlenmiştir şöyle cevap verir. “Yeter artık haydi git, Azrail geliyor.” der. Sağır: “İyi, iyi onun ayağı pek uğurludur.” der ve oradan ayrılır. Ayrılırken de kendi kendine: “Şükürler olsun, böyle bir zamanda hal hatır sorup komşu hakkını gözettik.” der. Hasta ise o gidince kendi kendine: “Bu nasıl komşuymuş böyle, meğer bizim canımıza düşmanmış. Onun böyle olduğunu bilmezmişim.” diyerek arkasından hayıflanır durur, Sabrı olmadığı için öfkelenir. “Nerde o kötü sözlü köpek? Tekrar gelse de söylediklerinin hepsinin karşılığını bir bir versem. Sapasağlam aklımla bir de onu dinledim. Hal hatır sorma işi böyle mi olur? Hal hatır sorma işi gönül alma işidir. Teselli etme işidir. Onunki ise; hatır sorma değil, düpedüz düşmanlık!” der hayıflanır durur. Sağır adam ise , “Bir hastaya iyilikte bulundum gönlünü hoş ettim, komşuluk hakkını yerine getirdim” diye sevinir. Halbuki aksi zuhur eder. O, hastanın gönlünde bir nefret ateşi yakmıştır. O ateş kendisini de yakmıştır. O sağır adamın yaptığı kıyasla seçtiği sözler yüzünden on yıllık güzel komşuluk boşa gitmişti. Söylediği o güzel sözler de!.. Bakın bu hikayede de gördüğümüz gibi iyi niyetle de olsa nefse dayalı kurgulu kıyaslamalar çoğu kez insanı hataya düşürür ve telafisi mümkün olmayan zararlı sonuçlara neden olur. Bu nedenle insan, kurgulu kıyaslamalardan ve şüpheli şeylerden uzak durmalı. Söz ve davranışlarında daima doğal, tabii olmalı. Hak ve hakikate göre hareket etmeli ki, semeresi güzel ve feyizli olsun!.

Bu kısa yorumdan sonra Mevlâna insana seslenir ve şöyle der: “Ey şerefli insan! Sen de böyle bir kıyası, kıyas yapılamayacak kadar açık ve sağlam olan bir vahiy-ayet hakkında yaptığını düşün. O zaman bil ki, senin duygu kulağın, harfleri anlayabilse de Hakikati ve Gaybı duymakta sağır demektir. Hak’kın hakikatlerine karşı bu tür kıyasları ileri süren ilk kişi İblis’tir. O dedi ki: “Şüphesiz ateş topraktan üstündür ve ben ateşten yaratıldım, Âdem ise kapkara topraktan yaratıldı.” Ona göre Âdem karanlıktı, kendisi Nûr. Halbuki yüce Allah: soy sopta üstünlük yok, üstünlük ancak, şüphelerden uzak durmak ve takva sahibi olmakla olur.” buyuruyordu. Halbuki kara topraktan yaratılan Âdem “Nûr” oldu, Ateşten yaratılan İblis ise Allaha isyanıyla Cehennem ateşi oldu!. Hakikat Nûru; geçici dünyanın bir mirası değil ki, onu kıyasla, soy sopla elde edesin! Bu, Hakkın can mirasıdır. Peygamberlerin mirasıdır. Bunun vârisi; şüpheli şeylerden sakınan mü’minlerin canıdır. Ey insan, duyduğun ve nefsine hoş gelen her sesi, Hak ses sanıp zahire bakıp onu hatırında tutarsın. Sonra da kendinden kıyaslar yapar kendi fehmini, düşünceni hakikat sanırsın!. Ama hep yanılırsın! Dikkat et, Nefsinin kendini beğenip üstün görmesi seni aldatmasın. Yoksa, Hakkın gücü - âyeti zuhur ettiğinde yerin dibine batar helak olursun!. Bak, Ebû Cehil nefsani kıyasıyla müşriklerden oldu ve helak olanlardan oldu. Oğlu (ikrime) ise geç de olsa hakikati gördü, peygambere uydu ve açıktan Müslüman oldu ve kurtuluşa erenlerden oldu. Peygamber Hz.Nuh’un oğlu (Kenan) da Hakikati göremedi, kıyasıyla yolunu şaşırdı ve o da diğer inkarcılar gibi suda boğularak helâk oldu. Biliyorsunuz Hz.Nuh oğluna: Ey oğulcuğum haydi bir olan Allaha iman et ve bizimle beraber gemiye bin ve kurtul” demişti de O, aklıyla kıyas yaparak şöyle demişti: “Ben bir dağın tepesine sığınırım kurtulurum.” Ama onun o kıyası hakikati yok edemedi. Allahın vaadi gerçekleşti. Kıyaslamalar aslında bulutlu bir günde kıbleyi (doğru istikameti) ) bulmak içindir. Lâkin güneş doğmuşken, Kâbe karşında dururken bu kıyaslamaları bırak, Kıyas yüzünden Kâbeyi görmezlikten gelme, gâfil olma. Hakikate karşı aykırı kıyaslamalar yapanlardan olma. Hak gelmişken, kitap ve peygamber önünde rehber iken Hak’tan yüz çevirme. Doğruyu en iyi Allah bilir. Sen O’na uy. Konya’dan selamlar.(muallimosman)

Dilan Polat

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Dilan Polat