Reklamı Geç
Hatay Market
Komagene
Samet İnşaat
Bizim Kebap
Şehrazat Yastıman

Şehrazat Yastıman

Mail: sadsdwqe@hotmail.com

BİZE GİZLİCE NASIL KIYIYORLAR?

BİZE GİZLİCE NASIL KIYIYORLAR?

İnsanız yemeden yaşayamayız, öyle değil mi? Peki biz gerçekten gördüklerimizi mi yiyoruz? Şahadet alemi bizi yanıltıyor mu?

Bir karpuzu alıyorsunuz. Halbuki o karpuz değil, hamamböceği geni. Patates sandığınız yiyecek pamuk. Domates yediğinizi zannederken balık ya da akrep yiyorsunuz. Çünkü “Transgenetik teknolojisi” işte bu! Bir gen alınıyor ve bir canlıdan diğerine aktarılıyor. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. İç alemler farklı boyutta. Artık kimi hayvan, bitkiyle; kimi bitki, hayvanla iç içe geçmiş genlere sahip. Yaşam döngüsüyle alay ediliyor.

Bu ucube varlıklar neden tasarlanıyor? Buz dağının görünen kısmında şimdilik şirketlerin üretimlerinden daha fazla ürün alması yatıyor. Arka planda ise insanı yok etmek amaçlardan sadece bir tanesi. Diğer bir amaç ise, her alanda olduğu gibi tarımda da “mono kültürün’’ hedeflenmesidir.

Günümüzde küresel güçler bütün alanları tekelinde tutmak istemektedir. Çiftçilerin elindeki sağlam tohumları alarak, genetiği değiştirilmiş ya da tek kullanımlık hibrit tohumları yüksek meblağlarla satmaktadır. Bunlara ek olarak hormon, suni gübre ve zirai ilaçlar da vermektedir. Böylece çiftçileri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler. Bir süre sonra da o topraklar kullanılamaz hale gelmekte, çiftçiler borçlarını ödeyemedikleri için pek çok ülkede çiftçi intiharlarında artış yaşanmaktadır. Newsweek’e göre sadece Hindistan’da bu nedenle yüz binlerce intihar görülmüştür.

Küreselciler hangi ülkede, hangi ürün fazla üretiliyorsa o noktaya göz dikmekte; özellikle tarım bakanlıklarına etkin görevlerde kadrolu pek çok kişiyi yerleştirip amaçlarına kolaylıkla ulaşmaktadırlar. Türkiye flora açısından dünyadaki nadir çeşitliliğe sahip ülkelerden biridir. Bu nedenle ülkemiz her zaman meraklı gözlerin çevrildiği eşsiz kaynaklara sahiptir. Ne yazık ki, her alanda olduğu gibi, kültürel miraslarımızın yanı sıra, sağlam tohumlarımız da sürekli çalınmakta, başka ülkelere bir şekilde transfer edilmektedir.

Topraklar, hibrit ve GDO’lu namı diğer transgenetik bitki ekimleriyle bir daha kullanılamaz hale geliyor. Yani yalnızca tohumlar, insanlar değil, toprak da ebter oluyor. Sonraki yıllarda artık bu yerlerde bitki yetişmiyor. Suni gübreleme ve ilaçlama da zaman aşımında buna destek veriyor. Sadece bir meyve, sebze zararlısıyla, ki kime göre neye göre zararlı tartışılır, mücadele ederken kullanılan zehir, yalnız o türe değil, çevredeki binlerce canlıya zarar veriyor. Ağır kimyasallar uçan, kaçan, teneffüs eden her canlıyı dumura uğratıyor. Dünyadaki bitkilerin tozlaşmasının % 85’ini sağlayan çok naif varlıklar olan arılar zirai zehirlerle yok ediliyor.

Düşünün bir kere zincirleme kaza nasıl gerçekleşiyor: GDO’lu, hibrit tohumları, yiyecekleri yiyen küçük ve büyükbaş hayvanlardan elde edilen sütü ve onun alt kadrosundaki yan ürünleri olan peyniri, tereyağını, yoğurdu, kaymağı, kefiri yemek bizler için hastalık kaynağı olmaya yetiyor. Yine bu suni yiyecek ve yemleri yiyen tavuk, onun genetik aktarımını yaptığı yumurtaları diğer yanda dışkı yoluyla nehirlere, denizlere ulaşan atıklar ve bunlarla beslenen balıkları yiyen insanlar hastalıklardan başını alamıyor. GDO’lu bitkilerin tozlaşmasını sağlayan arılardan elde edilen ballar da içler acısı ayrı bir konu. Yani insana hizmet için yaratılmış ne varsa, insanı zehirlemek suretiyle dönüştürülüp insanın şaftını kaydırıyor.

Her yaşam birbirine zimmetlidir. Dolayısıyla ekosistemde bir tür yok edilmeye kalkılırsa, zincirleme olarak diğer türler ya yok edilir ya da zarar görür. Bu zarar kimi zaman uzun vadede kendini gösterir. Bir süre sonra bu etkenler nedeniyle canlıların DNA’sı mutasyona uğrar. Bu da çeşitli hastalıklara kapı açar. Kanser bunlardan sadece birisidir. Bugün bizim için etkisiz gibi görünen bir olgu, gen yoluyla yeni nesillere aktarılır. Bizde etkili olmasa dahi, çocuklarımızda veyahut torunlarımızda görülmesi muhtemel ve olasıdır.

Küresel güçlerin tasarımı olan genetik transferler bilim dünyasının yüzkarasıdır. Bilim, şirketlerin, küresel aktörlerin elinde oyuncak olduğu sürece bu, dünyanın bitmişliğinin resmidir. Tüm bu fiyaskolar, insanlığı sonu bilinmez bir yok oluşa götürmektedir.

Öyleyse biz ne yapmalıyız ki bize kıyamasınlar?

Öncelikle biran evvel ölelim. Yok öyle değil. Kastımız bedenen değildir; tabiri caizse nefsen ölelim. Her istediğimizi hemen alıp yemeyelim. Sorgulayalım. Marketlerdeki janjanlı görsellerin bizi etkilemesine fırsat vermeyelim. İçeriklerini araştıralım. Alışverişe çıkarken ilk yapacağımız iş, çok kaliteli bir büyüteç alıp cebimize atmak olmalıdır. Çünkü yiyeceklerin üzerindeki etiketler onları okumamıza aman vermemektedir. Olabildiğince küçük puntolarla yazılmış etiketler bu alanda ne yapılmak istendiğini ayrıca sorgulatmaktadır.

Bir diğer sorun, çeşitli şirketlerin güdümüne giren helal sertifikaları gerçekten helal ve organik midir? Güvenerek aldığımız ürünün helalliğini araştıralım derken, binlerce ürün, binlerce boğazdan afiyetle geçmekte ve olan olmaktadır.

Halk olarak bu konularda duyarlılığımız ne kadar artar ve bilinçlenirsek o kadar kaliteye ulaşabiliriz. Seçicilik kaliteyi arttırır. En yakınımızdaki marketlerden, lokantalardan, fırınlardan vs. organik ürün siparişlerinde bulunursak illaki isteklerimizi göz önünde bulunduracaklar ve gereğini yapacaklardır.

Bizler her şeyin en iyisini hak ediyoruz. Artık etrafımızda dönen oyunlardan haberdar olup biraz bilinçlenelim. Biz burada okuyucularımızın kulağına biraz kar suyu kaçırmayı hedefliyoruz. Yoksa böyle geniş bir konu, bir iki sayfaya sığmayacak kadar derin ve tehlikelidir.

Her geçen gün daha iyiye, güzele namzet olabilmek dileğiyle hoşça kalın, sevgiyle kalın…

Whatsapp İhbar Hattı

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Hit Abone Ol