Reklamı Geç
Muhtarın Yeri
Muhtarın Yeri
Muhtarın Yeri
Cemali inşaat
Muhammet Kemaloğlu Gazi Yüzbaşı

Muhammet Kemaloğlu Gazi Yüzbaşı

Mail: muhammetkemaloglu@gmail.com

DİNDAR MI DİNCİ Mİ

 

DİNDAR MI DİNCİ Mİ

İnsanoğlu, yaratıldığı andan itibaren etrafında olup bitenlere farklı anlamlar yüklemiş, yerden ve gökten gelenlerden korkmuş, ürkmüş, ürpermiş ve sinmiştir. Acz içerisinde olduğu için (henüz kendi imkan ve kabiliyetinin farkına varmadığı ve de meydan okuyacak yetkinliğe ulaşmadığından) sığınmış, bükülmüş ve ezilmiştir. Tahlil, tenkit ve üretimden uzak sadece hayatta kalma güdüsü ile asırlar devirmiş.

Din olgusu da insanoğlunun yaratıldığı andan itibaren onunla bir şekilde var olan var olmaya devam eden bir kavram. Bazılarının dediği gibi insanoğlu olmasaydı din olmaz mıydı sorusu da konunun uzmanlarının ele alması gereken hususlardan bir tanesidir.

Ancak ister ilahi olsun ister insani olsun din ve dini kavramı tezahürleri itibariyle ele alındığında kişiden kişiye, aileden aileye, klandan klana, aşiretten aşirete, boydan boya, milletten millete, coğrafyadan coğrafyaya ve hatta zamandan zamana farklılıklar gösterir. Bunda dini öğretilerin öğretiliş ve aktarılış şekilleri de etkilidir. Aynı dine mensup insanlar aynı yaratıcıya veya inanca ait değerleri farklı yorumlayabilir. Bağdat kadısının hükmünün Erzurum’da geçmemesi gibi.

Bu yüzden Rusya’daki din ile Vatikan’daki, İngiltere’deki, Almanya’daki, Amerika’daki din farklıdır.

Bu yüzden Arabistan’daki din ile Endonezya’daki, Malezya’daki, Türkiye‘deki din farklıdır.

Bu yüzden Kars’taki, Hakkari’deki, Bitlis’teki, Edirne’deki, Konya’daki, Hatay’daki din faklıdır.

Bugün yukarıdaki ülkelerin herhangi birinde bir başka ülkedeki dini yapıyı arzu ediyor musunuz diye sorsanız alacağınız cevaplar çok farklı olacaktır.

Türkiye’de hiç kimsenin Arabistan, İran, Afganistan veya Endonezya’da uygulanan yapının aynısını Gümüşhane’de, Rize’de, Uşak’ta uygulanmasını isteyeceğini sanmıyorum.

İspanyolların, Gürcüler, İskandinav ülkeleri veya Slav milletlerin yaptığı dini ritüelleri yapacağını da sanmıyorum.

Dinler ister yaratıcı tarafından gönderilsin isterse dinler insanlar tarafından üretilsin belirli öğretilere sahiptir. Kabul edilir veya edilmez. Kurallar kabul edildiğinde de kurallara uyulması noktasında mecburiyetler veya serbestiyetler vardır.

Ancak öğretiler üzerinde tahrif veya tahrifatlar yapılmamalıdır. Belki zamanın şartlarına göre ulusal veya uluslararası tedbirler (Pandemi tedbirleri vb.) alınabilir

Ancak tüm dünya milletlerinde olduğu gibi bizde de dün olduğu gibi bugünde tahrifat ve tahrifatlar yapılmaya devam etmekte. Bu ise insanların KUTLU değerlere bakışını değiştirmekte, ona yakınlaşmasını veya uzaklaşmasını etkilemekte.

Maûn Sûresi, “Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.” diyor.

Bu sure derinlemesine incelendiğinde Dini tarif eden, dindarlığımızı sorgulayan bir suredir. Ayrıca bu sure, ibadetlerimizle, toplumsal yükümlülüklerimiz arasındaki kopmaz ilişkiye

dikkat çeker, din ve dindarlık gerçeğini bu bağlamda ele alır. Kısa bir metin olmasına rağmen bu sure; görünüşte namaz ibadetini yerine getiren, fakat ahlaksız, kişiliksiz, saygısız ve merhametsiz ve iki yüzlü tavırları ile öne çıkan bir kişiyi önümüze koyar! Bu kişi, yarın mahkeme-i kübrada , ilahi huzurda hesap vereceğini , sözü ile inkar etmez ama tavırları ile fiilleri ile ve yapıp ettikleri yalanlar…!

Bu yüzden bir dine veya felsefeye inanan insan doğru olmak zorundadır.

Satmak, bir değer karşılığında bir malı alıcıya vermek, kendinde olmayan bir şeyi var gibi göstermek, taslamak, bir kimse, kendini veya başkasını olduğundan daha önemli, yetkili ve değerli göstermek, bir çıkar karşılığında bir şeyi gözden çıkarmak, feda etmek, bir yolunu bularak birinden ayrılmaktır.

Dini değerlere sahip olan insan satmaz, satıcı değildir. Dini görüşlerini her alana yaymaz,

Bu noktada şunun ayrımını yapmak lazımdır. Dindar insan kimdir, dini değerleri kendi menfaati için istismar eden insan kimdir?

Dinci insan, dini kendi hesapları için kullanmaktan asla vazgeçmeyen insandır. Allah adını kullanarak kendisi için iş yapar, insanları sömüren bir sahtekârdır! Dindar insanların en kıymetli şey olarak gördüğü ve yaşama sebebi olarak bildiği yegane kavramı – dini- bir maske gibi kullanarak kendi çıkarlarına kullanan ve hesaplarını denkleştirmek için kullanan hayasız bir hırsızdır.

Dinci (Münâfık), dini kullanır, istismar eder, merhametten ve incelikten, kıldığı namazın, yaptığı ibadetin kişiye kazandıracağı değerlerden yoksundur, münafık karakterine sahip her türlü insan tipini ifade eder. Dinin özünden uzaktır, şekilcilik hastalığına yakalanmıştır. Ağızları bol laf yapar ama ruhsuzdurlar. Menfaati öne çıkarırlar. En önemli özellikleri gösterişçi olmaları ve yalancı olmalarıdır. Merhametten nasipleri yoktur. Dini çıkar, baskı, koltuk, egemenlik, aracı olarak kullanır. Esasında ne dini vardır ne de imanı.

Dindar ise, din inancı güçlü, din kurallarına bağlı kimse, mütedeyyin şahsiyettir. Seçkin ve üstün niteliklere sahiptir, kendi adını kullanarak Allah için iş yapar, Dindar; dinini yaşayan, dini değerler konusunda duyarlılık sahibi olan kişidir. Eylemlerinde ve söyleminde merhametlidir. İbadetlerinde samimi ve gösterişsizdir. Dini bilgiye sahiptir. ibadetlerin kişiye kazandırdığı değerlere sahiptir. Paylaşımcıdır , farkındalık ve incelik ruhuna sahiptir.

Aldatmayan, kandırmayan, yanıltmayan, ihanet etmeyen, saf, halisâne inanan, rüşvet almayan, adam kayırmayan, kuşku uyandırmayan, KUTLU bilgileri merdiven altı tezgahlarda ve bu tezgâhlarda yetişen cahillerden öğrenmeyen, kibirli/bencil/bağnaz olmayan, çevreye/insanlığa değer veren, saplantısı/takıntısı olmayan, ilmî, aklı, bilimi başlatıcı, itici güç olarak kabul eden, eylemlerini örtülü yapan, riyakâr olmayan, sahip oldukları veya kabulleri nedeniyle kendisini ayrıcalıklı görmeyen, şekle değil muhteviyata, sadece dışa değil içe, içeriğe bakan inanç sahiplerine DİNDAR denir.

Bunların aksi davranışları sergileyenler sadece kendilerini aldatanlardır.

Ama yaratıcı onlara aldanmaz.

“Aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın!” (Lokman, 33; Fâtır, 5, Hadid, 14)

“(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” (Bakara Suresi, 9. Ayet)

“Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.” (Nisa Suresi, 142. Ayet)

 

Dindar olmak da dinci olmakta isteyenin elinde…

Anasayfaya Dönmek İçin Tıklayın

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Odabaşı PTT