Reklamı Geç
Vadi
Ebru Ulaş
Mehmet Bayrak
Teras Acua Otel
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

Kadim Bir Şehirdir İçimiz

Kadim Bir Şehirdir İçimiz

Kadim bir şehirdir içimiz; öncesi, başlangıcı yoktur. Mimarisi farklı olsa da, aynıdır cadde ve sokakları, yolu BİR’dir, sırat el müstakim’dir. 
Buz dağının eteklerinde kurulur kimileri, kimileri bir köy havasını andırır, tertemiz, ışıl ışıl, berraktır renkleri... kimileri varlığından menkul mütekebbir tepelerde yer alır, masumca farkında olmadan... kimileri sisli, ketum, kasvetli ve gri... ben oldum olası sevmedim gri şehirleri. Soğuk ve sert betonlar ilişirken gözüme ve ne zaman maruz kalsam böyle bir şehre, hemencecik en güvenli alan bildiğim şehrime sığınır, ‘Hira’ma çekilirim. 
Nitekim her şehrin imtiyazı, namütenahi el-Alim terkibi ile vuku bulur, gerçekleştirir kendini... riyasız içten bir samimiyet dile getirir latifeleri... hacet yoktur keşfetmeye, Nur-u pak, apaydın şehirleri. Anlamak kabilinde anlaşılmak, ihtişamı ile taşar, sığmaz kabına... İç dışın, dış ÖZ’ün aynası oluverir. Özüne kabil her söz, anlatır ve değerli kılar aslını... Ama ve lakin öyle midir ya, iç sesinden uzaklaşanlar? İşte bu kaos ile başlar asıl kargaşa ve savaşlar. Beşeri benliğe bürünüp, büyülü ihtişamına kapılır şehrin. Yoksun kalır, ruhunun enginlerde yükselişinden, ‘cahilim’ demenin hikmetinden. Tamamlandığını sanır insan, tam anlandığını, olduğunu, olgunlaştığını düşünür, her daim üremekte olan sonsuz bilginin eşiğinde. Var mıdır? son bilgiye erişip de son nefesini veren?
“Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?” der Rabbimiz, Kamer/17. ayetinde. Hz. Musa’nın “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” (Bakara 67) dediğini diyen Rabbimiz; öğrenmenin, bilmenin gerekliliğini, bu gerekliliğin uçsuz bucaksız bir derya olduğunu öğretmemiş miydi? “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” dediği ayetinde!
Arif olmaksa marifet, arife tarif gerekmez elbette... Ameller değil midir, yakını uzak, uzağı karîb kılan.
Bilerek yahut bilmeyerek yapılan ameller, yine ‘bilmemek’ üzere değil midir, her daim üremekte olan bilginin sonsuz ışığında ! Şimdi bakıp aksımıza kendimizi mi sorgulamalı ? Ya da hangisi zarar, hangisi şifa taşları mı ayıklamalı, akla karada... 
Hakikati görmek ise maksat aklın en özgün köşelerinde, Septisizmin doruklarında sınırları zorlamak niye?
“İlim O’dur ki, insanı maluma ulaştırır” der, Şems Hazretleri. Hayatlarında bir dönüm noktası olan Hz. Mevlana ile o ilk karşılaşmada, “Kendimi tesbih ederim, şanım ne yücedir, cübbemin içinde Allah’tan başka kimse yok” diyen Beyazid’i Bistami Hz’nin, ve “bazen gönlüm bulanır da o yüzden her gün yetmiş defa istiğfar ederim” diyen Hz. Muhammed’in bu sözlerinin ne anlama geldiğini sorar?
Mevlana Hz’leri ise; Beyazid’in tevhid makamının yüceliğini ve kâmil insanlardan olduğunu, Efendimizin, her gün yetmiş makam geçtiğini, ulaştığı her makamın yüceliği yanında bir önceki makamın küçüklüğünü gördüğünde, “Allah’ım biz seni layıkıyla bilemedik, daha önce o kadarla niçin kanaat ettim” diye, istiğfar ettiğini söyler. Bu bağlamda,sözü ÖZ’ünden söylemek gerek ise şayet, bilmenin, öğrenmenin, anlamanın, anladığımızı sanmanın ve nice sanacağımız anlamaların ehlinde, bulunduğu yer nedeni ile peygamberine, “Rabbim ilmimi arttır” demesini emreden Rabbimiz; El- Alîm ismi tezahürü ile bilgimizi artırsın. 
“ Şüphesiz insan çok zalim, çok cahildir.”(Ahzap/72) 

Dilan Polat

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Mehmet Bayrak