Reklamı Geç
Massima Çavuşoğlu Mobilya
Görsem Anaokulu
Dilan Polat
Muzaffer Tuncer Black White
Şehrazat Yastıman

Şehrazat Yastıman

Mail: sadsdwqe@hotmail.com

Kadın sorunsalı (!)

 

Kadın sorunsalı (!)

Dalga dalga yayılan bir akım, günümüz kadınlarını ele geçirme sevdasındadır. Ortada bir yangın varken görsel ve işitsel medya, ancak yangını körüklemektedir. Bunun neticesi sorun açmazlara girmekte, katmerlenmektedir.

Nedir o yangın? Nedir o sorun?

Dünyanın en nadide çiçeğinin yaban kültürlerle soldurma, çürütme çabalarıdır. Sözde, kadının haklarını erkeğe karşı korumak amacıyla çıkılan yolda, tam bir erkek düşmanlığı dilde ve elde kadının hayrına olarak lanse edilmektedir. Kadının üzerine türlü oyunlar kurulmakta, toplumun yapı taşı aşındırılarak, toplum içten içe çökertilmek istenmektedir. Bu oyunlardan biri de kadın hakları çatısı altındaki feminizm akımıdır. Bu akım, kadını güçsüz göstererek onu, erkeklere karşı haklarını savunma ayağıyla isyanlara sevk etmekte, negatif elektrikleri üzerine çekmek için çanak tutmakta ve toplumun düzenini, kışkırtıcı edasıyla, bozmaktadır.

Söylemlerinde en çok kadın cinayetlerine vurgu yapılırken, Adem’den bu yana, erkek erkeği öldürdüğünde ses çıkarmayanlar, kadın erkek tarafından öldürüldüğünde kıyameti koparmaktadırlar. Oysa olay insanlık olayıdır ve bunun kadını erkeği yoktur. İnsanın vahşisi kadın-erkek, çoluk-çocuk, hayvan-bitki, hatta ve hatta eşya dinlemez. Onlar yok etmek üzerine programlanmıştır. Yani olay, insanın içindeki vahşet ve kan dökme arzusuyla ilgilidir; can alma sevdasıdır. Bunu kadınla sınırlamak, alt kadroya indirgemek ancak toplumu böler ve kine, nefrete kapı açar. İmgeleme yaparken dikkat edilmelidir!

Diyelim ki, böyle bir sorun gerçek manada var. Bunun çözüm yolu kışkırtıcı iki üç pankart açmak, üç beş miting düzenlemek, yollara düşüp beş on yürüyüş mü yapmak? Ülkemizin ve güzide Türk kadınının onurunu ayaklar altına alarak tüm dünyaya duyurmak mı çare? Bunlar yapıldı da ne değişti? Belli bir statüko varken, demek ki, bu yöntemler ve bu söylemler doğru değil.

Sorunu temelden itibaren ele almak gerekir. Şiddet eğilimi ta çocukken kendini belli eder ve ettiğinde de bu yönelişi ekarte etmek ebeveynin çocuğun üzerine titremesinden, yani eğitimden, yani aileden, yani yine dönüp dolaşıp kadından geçer. Kadınlarımızın bilinçli, kişilikli, eğitimli ve güçlü olması çocuğun da özgüvenle büyümesini sağlar. Ailedeki tüm problemler çocuğu şiddete eğilimli kılar. Evde karı koca arasındaki her türlü şiddet ya da çocuğa uygulanan şiddet aynen ileride kadına şiddete, canlıya şiddete dönüşür.

Diğer taraftan başka bir sorun, kadınlarımız erkeğe bağımlı hale getiriliyor. Sanki gücünü erkekten alıyor. Hayır! Kadın gerçekten çok güçlüdür. Bağımlılık ve asalak yaşam süreçleri ruhsal bir problemdir, ruh hastalığıdır. Kadın kimseye minnet etmeksizin kendi ayakları üzerinde durabilmelidir. Kendi parasını kazanmadıkça bu asla gerçekleşmez. Her insanın Allah vergisi bir yeteneği vardır. Bu ona, başkalarına minnet etmemesi için bağışlanmış; bununla hayatını idame ettirmesi için lütfedilmiştir. Herkes kendindeki değeri keşfedip bunu bir kazanca dönüştürmeli ve erkeğe bağlı, acınası, parazit gibi yaşamları tercih etmemelidir ki, erkeğin bilinçaltında bir saygınlığı olsun. Saygın olmayan bir kadın hem dayak yer, hem aldatılır, hem de feminizm davalarının konusu olur.

Bir kadın öncelikle kendi haklarını kendi korumalıdır. Kimse kimsenin hakkını ısmarlama bir şekilde koruyamaz. Ne olursa olsun kadın, mizacının gereğini yerine getirerek cumhurbaşkanı da olsa önce kadın olarak bir evden sorumlu olduğunun farkında olmalıdır. Bir kadın, mükemmellikle her türlü ev işini yapmalı, aynı zamanda kendini eğitmeli, en önemlisi de çok okumalı, sanattan, müzikten, edebiyattan anlamalıdır; kendi ayaklarının üzerinde durup, kendi elinin emeğini yiyerek kimseye muhtaç olmamalıdır. Kadın nerede olursa olsun, köyde de olsa şehirde de olsa bunu başarabilir. Başardığında sevilir, sayılır, herkes tarafından takdir görür. Gerektiğinde, hor görüldüğü her yerde eyvallah der, geriye dönüp bakmadan çeker gider, bir daha da dönmez ve kadınlık onurunu, gururunu korur, saygınlığı binlerce kat artar. Bunlar gerçekleştiğinde artık kimsenin onun haklarını korumaya ihtiyacı kalmaz. Yoksa mihneti de derdi de bitmez.

Bir anne erkek çocuğunu kadına saygılı olmaya yönlendirmelidir. Ama bir anne her şeyden önce kızını iyi yetiştirmelidir ki, o da oğlunu eğitebilsin. Bir anne kızına ortaokul çağlarında her türlü ev işini öğretmelidir.Ortaokul çağlarında bir kız çocuğu yemeği, pasta ve böreği kolaylıkla yapabilmelidir; güzel bir biçimde kendi elbisesini dikebilmelidir. Bizim neslimiz liseye gelmeden en iyi ve ustaca nakış, dikiş, her türlü örgü, yemek, ev işlerini yapacak şekilde eğitildi. Çünkü bunlar bilinmezse kızlar kız sayılmazdı. Biz bunları öğrendik de zarar mı ettik? Hayır! Yaşamımızın her sahnesinde kullandık ve rahat ettik. Şimdiki gençler nakış, dikiş şöyle dursun, söküklerini dikememekte, doğru dürüst ütü bile yapamamaktadır; olduğu gibi kıyafeti bir sökük için çöpe atmaktadır. Gençler, ders bahanesiyle evdeki her iş ve sorumluluktan kaçmaktadırlar. Bunlar evlenince de eşlerinden ve eşlerinin ailelerinden kimi zaman sözlü, kimi zaman dayak şeklinde şiddet görmektedirler. Hayatın türlü gerçekleri olduğu, her zaman tozpembe bir dünyanın olmayacağı, ne zaman neyin başa gelebileceğinin belli olmadığı, savaşlı, yıkımlı bu dünyada ayaklarının üzerinde sağlam durmaları gerektiği, bu çocuklara bir an evvel öğretilmeli, hayata hazırlamalıdır.

Ebeveynin aşırı derecede ihtimam göstermeleri, çocuklarının her isteklerini karşılamaları ve “hayır” kelimesinin anlamının onlara öğretilmemesi neticesinde sabırsız, isyankâr, şımarık ve “han denilen yere hamam yaptırılmasına” alışık bireylerin yetiştirilmesi de şiddeti körüklemektedir. Prensesler gibi büyütülen ve de kendini gerçekten prenses addederek üzerine toz kondurmayan kızlarımıza saygılı olmayı öğretmek gerekmektedir. Eşine saygı göstermeyen, ufacık bir tartışmada ağza alınmayacak sözler sarf eden bir nesli kucağımızda taşıyoruz. Dilini, elini, kimliğini doğru kullanan bireyler yetiştirmeliyiz. Yoksa bu nesil, bu toplum daha çok, cinnet geçirmişlerin cinayetiyle çalkalanır.

Ayrıca ebeveyn adım adım, belli bir ergenliğe ulaşmış çocuklarının üzerinden ellerini çekmelidir ki, çocuklar kendi ayaklarının üzerinde durabilsin, olgunlaşabilsin. Bizim kültürümüzde bırakın ergenleri, evlatlar evlenince bile halen ebeveynin elleri çocuklarının üzerinde oluyor ve böylece çocuklar da anne babayı köle gibi kullanmayı alışkanlık haline getiriyorlar. Torunları bile ebeveyne baktırıyorlar ve kendileri hayatlarını yaşıyorlar sorumsuzca. Durum böyle olunca da anne babaya güvenenler, sırtını onlara dayayanlar, eşlerine her türlü saygısızlığı yaparak feminizm davalarının konusu haline geliyorlar. Ey ebeveynler! Bırakın ergenler ve evliler kendi başlarının çaresine baksınlar! Bu kadar vıcık vıcık olmayın! Geri durun biraz! Onların olgunlaşmalarına, gelişmelerine, kendi sorunlarıyla baş etmeyi öğrenmelerine fırsat verin azıcık!

Sözün özü; feminizm davası erkek düşmanlığına dönüştürülmemelidir. Ey kadınlar! Zaten ailenin tüm dert ve sıkıntılarını sırtladığınız, sürekli boğduğunuz, hayattan bezdirdiğiniz erkeklere maddi-manevi yardım edileceğinize, katmerli sorumluluklar yüklemeniz hiç de akıl karı değildir. Lütfen erkekleri her türlü kullanmayınız! Biraz da siz ipin ucundan tutunuz! Ey feministler! Ortada toplumsal bir sorun varsa da asla tek yönlü olamaz. Bireyler önce kendilerini gözden geçirmelidirler. Herkes nerede durması ve ne yapması gerektiğini bilirse; görevini layıkıyla yaparsa; mesafelere, kişiliğine, kimliğine uygun hareket ederse toplumdaki feminizm sorunları gitgide azalır; topluluklara ifşa edilmeyen problemler hali yoluna girer. Kültürümüzü, bizi biz yapan değerlerimizi sorgulatarak yok etmeye yarayan feminizm de bu toplumda prim yapmaktan vazgeçer.

Herkesin haddini ve sorumluluklarını bildiği bir dünyada esenlikler içinde, mutlulukla ve hoşça kalın.

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Hit Abone Ol