Reklamı Geç
Bizim Kebap
Musullu Ticret
Dostlar
Dilan Polat
Muammer Gezer

Muammer Gezer

Mail: [email protected]

O OLMADAN OLMAZ

O OLMADAN OLMAZ

Şuan elinizde içinde formüllerin yazıldığı bir kitap olduğunu farz edelim. Bu kitabın bünyesinde barındırdığı bir takım işlemleri anlayabilmek ve doğru sonuca varabilmek için bu işlemleri anlatacak bir öğretmene ihtiyaç duyarız. Aksi takdirde herkes formülü kendi ilmi çerçevesinde anlamaya çalışacak ve kendine göre bir yorum katacaktır. Buda milyarlarca ayrı yorumuma sebep olacaktır.

Yüce Allah (c.c) bizim yararımız için bir takım emir ve yasakların içerisinde bulunduğu anayasa niteliğinde bir kitap insanlığa bahşetmiştir. Gelen bu kitaptaki emirler insanı zora sokmak için değil, aksine işini kolaylaştırmak içindir. Böyle bir kitaba uyan bir mümin hiç şüphesiz vaat edilmişlerden olacaktır. Bunun yanında Kuranın ilkesel olarak temel hususları zikrettiğini ancak bunların büyük kısmının ayrıntı boyutunu ele almadığını, miras gibi sadece birkaç meselenin tafsilatlı bir şekilde ele alındığını unutmamak gerekir. Çünkü anayasa metni olarak kabul edilecek kitabın her konuyu tafsilatlı anlatması onun hacminin artması ve adeta bir ansiklopediye dönüşmesini sağlayacaktır. Bu nedenle ana konuların dalları niteliğindeki meseleleri müfessire bırakılmıştır. Bu müfessir Allah tarafından bizim içimizden görevlendirilerek konuları yine Allah’ın müşahedesinde bize açıklamaktadır. İslamiyet’te gelen son kitap Kuran-ı Kerimdir ve onun müfessiri de âlemlere rahmet Efendimiz (sav)’dir. Kendisi bizatihi hayatında yaşayarak örnek teşkil etmiş ve anlaşılması için bir rol model olmuştur. Ayetler bazen sadece konuya değinir geriye kalan tafsilatı da müfessire bırakırdı. Bunları açıklamak ve netlik kazandırma görevi müfessire aittir. Yani, muhtasar olan bir şeyi mufassal hale getirmektir. Ayrıca açıklamak, muhtasarda olmayan ek bilgiyi de beraberinde getirir. Bu tabiidir, çünkü izah tafsilatı gerektirir. Buna örnek niteliğinde; Abdest alma şekli, namaz vakitler ve rekât sayıları, zekât miktar gibi birçok örnek verilebilir. İşte bunların tamamı müfessirin izahına ve yorumuna muhtaçtır. Ayrıca kitapta müfessire itaat edilmesi gerektiği de emredilmiştir. Müfessire yapılan hürmet ve tanzimin Allaha yapılmış gibi bir mahiyete sahiptir. Bunun yanı sıra bizi biz yapan İslam kültürü, dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanları aynı çatı altında toparlamaktadır. Yüzyıllardır benimsemiş olduğumuz ortak kıymetlerimiz vardır. Hatta kimliğimizi oluşturan ana unsurların önemli bir kısmı bu yolla tevarüs ettiğimiz değerlerdir. Birkaç örnek vermek gerekirse; İslam dünyasına göz attığımızda bizi biz yapan ortak değerler görürüz: Ezan, cemaatle namaz, bayram namazı, kurban, ölüleri yıkayıp kefenlemek gibi ibadetlerimiz vardır. Yanı sıra hediyeleşmemiz, selamlaşmamız, musafaha yapmamız, sağ elle yemek yememiz, dua ederken ellerimizi semaya açmamız, doğan her çocuğun kulağına ezan okumamız gibi de bizi biz yapan değerlerimiz vardır. Bunlar ve daha nice özelliklerimiz kendisine uymamız ve hürmette bulunmamız gereken müfessir tarafından bizlere miras kalmıştır.

Şimdi herkes elini vicdanına koysun ve düşünsün. Din ile aramızda köprü olan bu şahsiyeti ortadan kaldırmak ne kadar doğru? Yukarda zikrettiğim konuları sırf Kuranda yok diyerek hayatımızdan çekip aldığımızda bizi bir araya getirecek veya kardeş olduğumuzu hissettirecek bir şey kalır mı acaba? Her şeyden soyutlanmış ve adeta sembolleşmiş bir din anlayışı

insanlara huzur verir mi? Elbette böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü müminler bu değerlerle kendi varlıklarını hissetmekte, bunları icra ederek mutlu olmaktadırlar. Ortak değerlerini yitirmiş bir Müslümanlığın onlara verebileceği hiçbir şey olmayacağı gibi sadece karmaşa ve problem üreteceği bellidir. Efendimiz (sav) olmadan bir din anlayışı asla ve asla mümkün değildir. Ona ümmet olabilmek, Allaha kul olabilmek, bir olabilmek duası ile.

 

GENÇLİK İMAN YOLUNDA

MUAMMER GEER

Antikya

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Yükseliş